Tanzimat edebiyatı, Osmanlı’nın askerî, siyasî ve ekonomik çöküşünün yalnızca kültürel bir yansıması değildir; bu çöküşle hesaplaşma çabasıdır.Çöküşle hesaplaşma süreci kimi Osmanlı aydınları ve devlet adamları için yenilik sürecini zorunlu kıldı. Bu sürecin ilk adımları 1839 yılında ilan edilen Tanzimat Fermanı ile 1856 yılında ilan edilen Islahat Fermanı’dır. Tanzimat ve Islahat Fermanı’nın ilanı Hukukun üstünlüğü, can-mal güvenliği, vergide adalet, eşitlik gibi ilkeler devlet tarafından ilan edildi. Bu kavramların topluma duyurulması, edebiyatta da “hürriyet, adalet, eşitlik, vatan, millet” eksenli yeni bir duyarlığın ortaya çıkmasına neden oldu.
Tanzimat ve Islahat Fermanları sadece hukuksal değil kültürel de bir yenileşme çağrısıdır. Osmanlı Devleti modernleşmeyi toplumsal tabana yaymak zorunda olduğu için dönemin edebiyatçıları da bu yenileşme hareketinin öncüleri haline geldiler. Kendilerini toplum mühendisi rolüne koyan bu sanatçılar yeniliğin ve gelişmenin edebiyat ile mümkün olacağını savunarak bu alanda tiyatrolar, romanlar, şiirler kaleme almışlardır. Namık Kemal’in de dediği gibi:
Tiyatro, toplumafaydalı bir eğlencedir.
Toplumla hesaplaşma ve kucaklaşma fikirleri doğrultusunda Divan edebiyatının kapalı, seçkinci, saray merkezli dünyası toplumu artık temsil edemiyor, halka ulaşamıyordu. Bu gidişat edebiyat alanında da dönüşümü zorunlu kıldı.1821 yılında Tercüme Odaları’nın kurulmasıyla başlayan çeviri faaliyetleri gidişata hız verdi. Bu çevrede edinilen yeni fikir ve faaliyetler edebiyatın Batılı bir yüz kazanmasını hızlandırdı. Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa gibi isimler bu doğrultuda halkı aydınlatmak, düşünce dünyalarına yenilik sunmak üzere eserler kaleme aldılar.
Tanzimat Edebiyatı Dönem Özellikleri
1.Edebiyat toplumu inşa aracına dönüştü.
Sanat, bireysel duygunun değil toplumsal dönüşümün hizmetine girdi..Yazılan eserlerin çoğu estetik kaygıdan önce kamuoyu oluşturma, insanları etkileme amacı taşıdı.Örneğin Namık Kemal’in tiyatrolarında karakterler gerçek insandan çok ideolojik figür niteliğindedir.Bu nedenle Tanzimat edebiyatı tam anlamıyla “fikir edebiyatı”dır.
2. Yeni türler yalnızca form değişikliği değil, yeni bir bilinçtir.
Roman Osmanlı’ya geldiğinde bir eğlence türü olarak değil, toplumu tanıma ve tanımlama aracı olarak gelir.Hikâye, makale, eleştiri gibi türler, toplumsal meseleleri konuşma imkânı sağladığı için benimsenmiştir.Bu yeni türler, Osmanlı’nın ilk defa “birey”, “toplum”, “sorun”, “çözüm” kavramlarıyla düşünmesini mümkün kılar.Yani türlerin değişimi biçimsel değil, zihinsel dönüşümün temelidir.
3. Dilde sadeleşme çalışmaları başladı.
Şinasi’nin eserlerdeki “sade Türkçe” talebi yalnızca dil kullanımına yönelik değildir; herkesin anlayacağı dille gerçeği söyleme ilkesidir.
4. Romantizm ve Klasisizm akımlarından etkilendiler.
Romantizm akımından etkileniş sadece edebi bir yön olmakla kalmamış Osmanlı Devleti’nin dirilme ve kökleriyle buluşma mekanizması haline gelmiştir. Namık Kemal‘in şiirlerinde, romanlarında ve tiyatrolarında ele aldığı tarih bilinci ve eski güçlü günlere özlem bu bakış açısı ile ele alınmıştır. Şinasi ise Klasisizm akımından etkilenerek Tanzimat Dönemi’nin akılcı tarafını oluşturur.
5. Tiyatroya önem verdiler.
Tanzimat sanatçıları tiyatroyu bir “okul” gibi gördüler.Ahmet Vefik Paşa ve Namık Kemal‘in eserlerinde tiyatro halkı eğitme, topluma ahlak ve düzen mesajı verme amacı taşır.
Tanzimat dönemi İlkler: Sanatçılar ve Eserler
I. NESİR (Roman – Hikâye – Makale – Eleştiri) İlkleri
İlk yerli roman: Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat – Şemsettin Sami (1872)