Abdülhak Hamit Tarhan, Tanzimat Edebiyatı sanatçısıdır.2 Ocak 1852’de İstanbul Bebek’te, köklü ve entelektüel bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Babası, ünlü tarihçi ve diplomat Hayrullah Efendi; dedesi ise II. Mahmut’un hekimbaşısı ve şair Abdülhak Molla’dır. Henüz 10 yaşındayken ağabeyi Nasuhi Bey ile birlikte Paris’e gitti. Burada Batılı yaşam tarzını ve edebiyatını çocuk yaşta gözlemleme şansı buldu.Babasının Tahran elçiliğine atanmasıyla İran’a gitti. Burada Farsça öğrendi ve Doğu edebiyatının klasiklerini yerinde inceledi. Bu “Doğu-Batı” sentezi, ilerideki sanatının temelini oluşturdu.
Hamit’in hayatındaki en büyük kırılma noktası aşk ve ölümdür. 1874’te Fatma Hanım ile evlendi. Fatma Hanım, onun sanatındaki “estetik ilham” kaynağıydı. İngiltere ve Hindistan (Bombay) konsolosluk görevleri sırasında eşi vereme yakalandı. Bombay’dan İstanbul’a dönerken Fatma Hanım, Beyrut’ta hayatını kaybetti. Hamit, Beyrut’ta kaldığı 40 gün boyunca her gün mezar başında ağlayarak Türk edebiyatının en büyük sarsıntısı olan Makber’i yazdı.
Fatma Hanım’ın vefatından sonra Londra elçilik müsteşarlığına atandı. Burada İngiliz edebiyatını (özellikle Shakespeare) derinlemesine inceledi.Hayatına pek çok kadın girdi; Fatma Hanım’ın vefatından sonra yaptığı Bayan Nelly (Lulu) ile olan evliliği ve onun ölümü de sanatına yansıdı. Ardından Belçikalı Lüsyen Hanım ile evlendi. Bu evlilikler, onun “Batılı bir aristokrat” gibi yaşamasını sağladı.Siyasi Duruş: Abdülhamid döneminde bazen ödüllendirildi, bazen eserlerindeki özgürlükçü ifadeler nedeniyle görevden alındı. Ancak her zaman devletin “saygın” bir yüzü oldu.
Cumhuriyet’in ilanından sonra İstanbul Milletvekilliği yaptı. Atatürk ve çevresinden büyük saygı gördü. 12 Nisan 1937’de Maçka Palas’taki dairesinde vefat etti ve devlet töreniyle Zincirlikuyu Mezarlığı‘na (ilk defnedilen kişi olarak) defnedildi.
Abdülhak Hamit Tarhan’ın Edebi Kişiliği
Türk şiirine “metafizik ürpertiyi” sokan adamdır. Ölümden sonra ne olduğunu, Tanrı’nın varlığını ve insanın kainattaki küçüklüğünü ilk kez o bu kadar gür sesle sordu.
Tabiat onun için sadece bir manzara değil, bir tefekkür ve kaçış alanıdır (Sahra). O bir “kaos” şairidir.
Bir mısrası son derece dindar, diğeri ise Tanrı’ya isyan doludur. Bu durum onun ruhsal dalgalanmalarının sonucudur.
Tiyatroyu “eğlence” veya “toplumsal ders” aracı olarak değil, “yüksek bir edebi tür” olarak gördü. Tiyatroları teknik olarak oynanmaya uygun değildir çünkü hayal gücü sahneye sığmayacak kadar geniştir.
Abdülhak Hamit Tarhan Eserleri:
Şiirleri:
Makber
Türk edebiyatının en ünlü mersiyesidir. Sanatçının eşi Fatma Hanım’ın vefatı üzerine yazılmıştır. Sadece bir yas metni değil, varoluşun sorgulandığı metafizik bir eserdir.Şair, eşinin ölümü karşısında duyduğu derin acıyı, isyanı ve kabullenişi anlatır. Mezar (Makber) önünde hayatın anlamını ve ölümün dehşetini sorgular.
“Eyvah! Ne yer ne yâr kaldı,
Gönlüm dolu ah ü zâr kaldı.
Şimdi buradaydı, gitti elden,
Gitti ebede gelip ezelden.”
Sahra
Türk edebiyatında Batılı anlamda yazılmış ilk pastoral şiir örneğidir. Şehir hayatının karmaşası ve yapaylığına karşılık; çölün (sahranın) ve köy hayatının doğallığını, masumiyetini ve huzurunu yüceltir.
“Teb-i aşkım gibi bir şule-i seyyale midir?
Yoksa sahra-yı cihan içre bir amâle midir?
Bu mülâvven çiçekler acaba jâle midir?
Yoksa bir deste gül-i ra’na-yı hayâle midir?”
Validem
Türk edebiyatında uyaksız (kafiyesiz) yazılan ilk şiirdir. Şair, annesine duyduğu özlemi ve hatıralarını, kafiye zorunluluğunu yıkarak serbest bir söyleyişle anlatır. Biçimsel bir devrimdir.
”Validem! Sen o nûr-ı âlem idin
Her ne dersem hepsi yalan…”
Ölü – Hacle
Makber’in devamı niteliğindeki eserlerdir. Ölü’de ölümün yarattığı mutlak sessizliği; Hacle’de ise eşinin ölümünden sonra yaptığı ikinci evliliğin yarattığı “hayat-ölüm” tezatını işler.
”Gidiyor… İşte o can-bahş-ı nazar.
Gidiyor… İşte o pür-şevk u keder.”
Garam
Yaklaşık 2000 mısralık, sanatçının en hacimli ve felsefi şiiridir.Bir aşk hikayesi ekseninde; toplum eleştirisi, din, felsefe ve metafizik düşüncelerini bir “manzum roman” havasında sunar.
”Aşk bir şûledir ki parlayınca
Yakmadık can mı kor bu dünyada?”
Abdülhak Hamit Tarhan Tiyatroları
Hamit, tiyatroyu sahnelemek için değil, “okunmak için” (Closet Drama) kaleme almıştır. Eserlerini içeriklerine göre gruplandırıyoruz:
Psikolojik ve Sosyal Dramlar:
Finten:
Shakespeare etkisindeki en güçlü dramıdır; Londra’da geçer. Hırslı ve entrikacı Finten’in, servet uğruna kocasını öldürtüp sevgilisi Bay Dick ile evlenme planlarını ve sonrasındaki vicdan azabını işler.
İçli Kız:
Tanzimat tiyatrosunun tipik aile dramıdır. Namık Kemal’in Zavallı Çocuk eseriyle benzerlik taşır.Veremli ve hassas bir kız olan Sabiha’nın, üvey anne baskısı ve kavuşamadığı aşkı yüzünden trajik sonunu anlatır.
Eşber:
Aruzla yazılmış, Türk tiyatrosunun en önemli manzum trajedisidir.Büyük İskender’in Hindistan seferini konu alır. İskender’in dünya hâkimiyeti hırsı ile vatanını savunan Eşber’in “hak ve adalet” mücadelesi çatışır. “Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem…”
Tarık (Yahut Endülüs Fethi):
Konusunu İslam tarihinden alan, milli duyguları coşturan bir eserdir.Tarık bin Ziyad’ın İspanya’yı fethini, gemileri yakma olayını ve İslamiyet’in Avrupa’daki yükselişini epik bir dille anlatır.
Sardanapal
Konusunu eski Mezopotamya (Asur) tarihinden alır. Zevk ve sefahat düşkünü kral Sardanapal’ın, başkenti kuşatılınca sarayını ve kendisini yakarak intihar etmesini anlatır.
Duhter-i Hindu (Hint Kızı)
Hindistan’da geçen, sömürgecilik karşıtı ilk eserlerden biridir. İngilizlerin Hindistan’daki sömürgeci baskısını, bir Hintli kızın trajedisi üzerinden eleştirir.
Liberte
Türk edebiyatının ilk sembolik tiyatrosudur. Kişiler insan değil; “Hürriyet”, “Zulüm”, “İstibdat” gibi soyut kavramlardır. Siyasi bir hiciv niteliği taşır.
Nesteren
Corneille’in Le Cid eserinden esinlenerek yazılmıştır. Afganistan’da geçen, aşk ve onur çatışmasını işleyen bu eser, Hamit’in hece ölçüsüyle yazdığı nadir oyunlardandır.



