Ahmet Vefik Paşa

Ahmet Vefik Paşa(1823-1891) Eserleri, Hayatı ve Edebi Kişiliği

Ahmet Vefik Paşa Hayatı

(1823(?) – 1891 yılları arasında yaşamış olan Ahmet Vefik Paşa, bir Türkolog bir tiyatro aşığı ve devlet adamıdır. Tanzimat Dönemi sanatçısıdır.İstanbul’da doğmuştur. Köklü bir aileden gelen Ahmet Vefik Paşa ile Abdülhak Hamit Tarhan arasında da akrabalık bağları bulunur. Eğitiminin ilk basamağını tamamladıktan sonra Mühendishane-i Berri Humayun‘da iki yıl eğitim gördü. Babasının Mustafa Reşit Paşa’nın tercümanı olmasından dolayı tayini Paris’e çıkınca Ahmet Vefik de babasının yanında Paris’e gitti. Paris Saint Louis Lisesi’nde öğrenimine devam etti. Burada aldığı eğitimle Fransızca, Latince ve Grekçe öğrendi.

Aileden gelen Doğu kültürü ile Batı’dan aldığı bu eğitimle Doğu ve Batı’yı mukayese fırsatı buldu. Paristen dönüşte Tercüme Odası’nda memur oldu. Bu makamdan da yükselerek Londra Büyükelçiliği’ne katip olarak yollandı. Bursa Valiliği, Maarif Nazırlığı (Milli Eğitim Bakanlığı) ve iki kez Sadrazamlık (Başbakanlık) yapmıştır.


Bursa’da valiyken 1878 yılında Anadolu’nun ilk tiyatrosu Bursa Osmanlı Tiyatrosu’nu açtı. Bu tiyatroda Savruk, İnfial-i Aşk, Dudu Kuşları, Kocalar Mektebi, Zor Nikah, Tartuffe, Adamcıl, Zoraki Tabib, Meraki gibi oyunlar oynandı.Ahmet Vefik Paşa, ölümüne kadar Rumelihisarı’ndaki evinde ilmi ve edebi çalışmalar yaptı. Oluşturduğu kütüphane, “İstanbul’un en zengin kütüphanesi” olarak tanındı.(2 Nisan 1891’de (bâzı kaynaklara göre 1890’da ) İstanbul’da Rumelihisarı’ndaki köşkünde hayatını kaybetti; Rumelihisarı’nda Kayalar Mezarlığı’na defnedildi.

Ahmet Vefik Paşa Edebi Kişiliği


Ahmet Vefik Paşa, Tanzimat Dönemi sanatçısıdır. Dil milliyetçisi olan Ahmet Vefik dönemine Osmanlıca terimi hakimken bilinçli şekilde Türkçe kavramını kullanmıştır.
Türkçülüğü sadece siyasi bir zemin olarak görmeyen Ahmet Vefik Paşa Türkçülük fikrini dil, tarih ve kültür ekseninde ele aldı. Türk tarihini sadece Osmanlı olarak görmeyen Ahmet Vefik Paşa, Türk tarihini İslamiyet Öncesi Devri’ne kadar inceledi. Halk kültürü, atasözleri ve konuşma dilinden faydalandı.

Tanzimatçılar arasında yaygın akım olan Romantizm akımı yerine Klasisizm akımından etkilendi. Eserlerinde akıl, sağduyu ve mantık kavramlarını kullandı. Dili sade, anlaşılır ve günlük Türkçe idi. Tiyatro eserlerinde karakterlerden ziyade tipleri konu aldı. Tiyatro eserleri Moliere’den adaptasyonlar (uyarlamalar) olup eserlerinde halkı aydınlatma amacı güttü.

Ahmet Vefik Paşa Eserleri

a) Dil ve Folklor Eserleri

Lehçe-i Osmani:

Türkçeden Türkçeye sözlüktür. Kelimeleri Türkçe ve Yabancı olarak iki ayrı kategori oluşturdu. Yabancı kategorisinde Arapça ve Farsça kökenli kelimeleri ele aldı. Türkçenin bir lehçe olduğu görüşünü savundu. Eserde atasözü ve deyimlere yer verdi. Türkçe kelimelerin kökenini Çağatay Türkçesinde aradı.

Müntehebat-ı Durub-ı Emsal:

Atasözlerini derlerdiği eseridir. 5000’e yakın atasözü eserde yer alır. Eserde sadece atasözleri değil tekerlemeler ve halk deyişleri de yer alır. Edebiyatımızda yayınlanan ikinci atasözü kitabıdır. Eserdeki atasözlerinden bazıları ise şu şekildedir:

  • Garip kuşun yuvasını Tanrı yapar.
  • At alan Üsküdar’ı geçti, at alamayan çukurunu kazdı.
  • Cezasız cürümün sahibi çok olur.
  • Terziye göç demişler, “iğnem başımda” demiş.
  • El yumruğu yemeyen kendini kahraman sanır.

b) Tiyatro Eserleri:

Zoraki Tabip:

Moliere’den adaptasyondur. Ahmet Vefik Paşa eseri uyarlarken karakter isimlerini değiştirmiş kişilik özelliklerini sabit tutmaya çalışmıştır. Halk hikayeleri ve meddah anlatı geleneğinden faydalanmıştır.Sade bir dille yazılmıştır. Eserin içerisinde Kur’an kıssalarından alıntılar bulunur. Bir oduncunun, bir dizi tesadüf sonucu doktor sanılması ve çevresindekileri (istemeden de olsa) tedavi etmeye başlamasını anlatan bir komedidir. 3 perdelik bir eserdir.


Oyun, sorumsuz ve alkol düşkünü İvaz ile ondan şiddet gören eşi Selime arasındaki çatışmayla başlar. Selime, kocasından intikam almak için onun aslında çok yetenekli bir doktor olduğunu ancak bunu gizlediğini etrafa yayar. Bu yalana inananlar, kızını istemediği bir adamla evlendirmek isteyen Hamza Ağa’nın yanına İvaz’ı “doktor” diye getirirler. Hamza Ağa’nın kızı Nurudil, sevdiği genç Daniş ile evlenebilmek için hasta numarası yaparak konuşmamaktadır.

İvaz, başlangıçta doktor olduğunu reddetse de işin ucunda para olduğunu görünce sahte reçeteler ve dalaverelerle doktorluk yapmaya başlar. Bu süreçte gerçek aşıklar Nurudil ve Daniş’e yardım ederken sahtekârlığı ortaya çıkar ve başı büyük derde girer. Ancak tam o sırada Daniş’e büyük bir miras kaldığı haberi gelince, maddiyata önem veren Hamza Ağa ikilinin evlenmesine razı olur; böylece İvaz da cezalandırılmaktan kurtulur.

Azarya

Moliere’den uyarlamadır. Beş perdeden oluşmaktadır.Oyun, devasa bir servet sahibi olmasına rağmen, mal varlığını kaybetme korkusuyla sefalet içinde bir hayat süren Azarya’nın trajikomik hallerini konu alır. Azarya’nın bu marazi cimriliği, çocukları ve çevresiyle olan bağlarını kopma noktasına getirmiştir. Azarya, kızını sadece zengin olduğu için yaşlı bir adamla evlendirmeyi planlarken; kızı, eve kılık değiştirerek vekilharç olarak giren Leon’a aşıktır.

Diğer yanda Azarya’nın oğlu Bohur, maddi durumu yetersiz olan Rahel ile evlenmek istemektedir. Babasının ise Rahel’e talip olmasıyla işler iyice karışır. Olayların düğümü, Leon ve Bohur’un aslında geçmişteki bir gemi kazasında birbirini kaybeden iki kardeş olduğunun anlaşılmasıyla çözülür. Zengin babaları Merkado’nun ortaya çıkmasıyla “fakir aşıklar” bir anda servete kavuşur. Evliliklerin önündeki engel kalkınca, cimri baba Azarya da çocuklarının zengin ailelerle akraba olmasının verdiği maddi huzurla köşesine çekilir.

Meraki

Ahmet Vefik Paşa’nın Molière’in Le Malade Imaginaire (Hastalık Hastası) eserinden uyarladığı Merâkî, Türk tiyatrosunda “insan kusurlarını hicvetme” geleneğinin en parlak örneklerinden biridir.

Oyunun başkişisi Rıhleti-Merâkî, oldukça varlıklı fakat etrafındaki gizli niyetleri sezemeyecek kadar saf ve evhamlı bir adamdır. Hiçbir ciddi rahatsızlığı olmamasına rağmen kendisini ölümün eşiğinde zannetmektedir. Merâkî’nin ikinci eşi Celma, kocasına büyük bir sevgi gösterisi sunsa da aslında tek amacı onun ölümünden sonra mirasına konmaktır. Merâkî’nin bu takıntısını kullanarak onun korkularını sürekli besler. Çıkarcı doktoru ve eczacısı da daha fazla kazanç sağlamak için Merâkî’nin hasta olduğu yalanına ortak olurlar.

Evin zeki ve dürüst hizmetçisi Hayfa, bu kirli tezgahın farkındadır. Celma tarafından dışlanan Merâkî’nin kızı Selma ve kardeşi Suat ile bir iş birliği yapar. Celma’nın gerçek niyetini kanıtlamak için bir oyun kurarlar: Merâkî ölü taklidi yapacak, Hayfa ise doktor kılığına girecektir. Kocasının öldüğünü sanınca büyük bir sevinç çığlığı atan Celma, kendi kurduğu tuzağa düşer. Maskesi düşen Celma evden kovulurken, Merâkî de üzerindeki bu yersiz korkulardan kurtulur ve kızı Selma’nın sevdiği gençle evlenmesine izin verir.

Zor Nikahı

Ahmet Vefik Paşa’nın 1869 yılında Molière’in Le Mariage Forcé (Zorla Evlenme) adlı eserinden uyarladığı Zor Nikâh, yazarın ilk Molière uyarlaması olması bakımından tarihî bir öneme sahiptir. Nesir (düz yazı) biçiminde kaleme alınan 49 sayfalık bu eser, Batılı tiyatro tekniği ile Türk Ortaoyunu geleneği arasında bir köprü kurar.

Oyunun merkezinde, elli üç yaşındaki İvaz Ağa’nın kendisinden oldukça genç ve güzel olan Ziba Hanım ile evlenme arzusu yer alır. Evlilik kararından emin olamayan İvaz Ağa, kafasındaki soru işaretlerini gidermek için komşusu Müstecip Çelebi ve Üstad-ı Sani gibi karakterlerin kapısını çalar. Aldığı cevaplarla tatmin olmayınca önce bir Çingene kadına fal baktırır, ardından büyücülere gitmeyi tasarlar.

Ancak tam bu sırada Ziba Hanım ile Hüsrev Bey’in gizli konuşmalarına şahit olur. Ziba Hanım, bu konuşmada İvaz Ağa ile sadece serveti için evlenmeyi kabul ettiğini açıkça ifade eder. Gerçeği öğrenen İvaz Ağa nikâhtan vazgeçse de Ziba’nın babası Büyük Ağa’nın baskılarına boyun eğmek zorunda kalır ve trajikomik bir şekilde “zor nikâh” gerçekleşir.

Don Civani

Ahmet Vefik Paşa’nın, Molière’in 1665 tarihli ölümsüz eseri Don Juan’dan Türkçeye kazandırdığı Don Civani, beş perdelik bir komedya olmasının ötesinde, ahlaki ve felsefi bir yüzleşmeyi barındırır. Paşa bu eserde, Batı edebiyatının en ikonik tiplemelerinden biri olan Don Juan’ı, Osmanlı tiyatro dünyasına Don Civani ismiyle taşımıştır.

Oyunun başkişisi olan Don Civani; hiçbir dinî veya ahlaki değer tanımayan, ne Tanrı’ya ne de şeytana inanan, tamamen kendi nefsani arzularının peşinde koşan bir Fransız asilzadesidir. Çapkınlığı bir yaşam biçimi haline getiren Don Civani, karşılaştığı her kadına aşk ilan ederek onları kandırır ve çevresindeki insanların hayatlarını altüst eder.

Don Civani, sadece bir gönül hırsızı değil, aynı zamanda toplumun kutsal saydığı tüm değerlere başkaldıran bir figürdür. Başına gelen sayısız bela ve kendisine yapılan tüm uyarılara rağmen kibrinden ödün vermez ve asla tövbe etmez. Hikâyenin sonunda, bu ruhsal ve ahlaki yozlaşmanın bedelini ağır bir şekilde öder: Doğaüstü bir müdahaleyle, şimşek çarpması sonucu alevler içinde can vererek felaketine kavuşur.

Kadınlar Mektebi

Ahmet Vefik Paşa’nın, Molière’in L’École des Femmes adlı başyapıtından kazandırdığı Kadınlar Mektebi, beş perdelik bir müzikal-komedya formundadır. Eser; sadakat, toplumsal baskı ve özgür irade temalarını “kadın-erkek ilişkileri” üzerinden sarsıcı bir mizahla işler.

Oyunun başkahramanı, kırk yaşını aşmış, bencil ve takıntılı bir adam olan Müsyü Arnolf Kütüklü’dür. Arnolf, kadınların zekice oyunlarından ve aldatılmaktan o kadar korkmaktadır ki, kendine “ideal ve sadık” bir eş yaratmaya karar verir. Henüz dört yaşındayken yanına aldığı Anyes’i, dış dünyadan tamamen kopuk, cahil ve saf bir şekilde yetiştirir. Ona göre bir kadın ne kadar az bilirse o kadar sadık kalacaktır.

Ancak Anyes on altı yaşına geldiğinde, Arnolf’un planları genç ve yakışıklı Oras’ın ortaya çıkmasıyla altüst olur. Anyes ve Oras birbirlerine aşık olurlar. Arnolf, bu ilişkiyi bitirmek ve Anyes’i kendisine mahkûm etmek için her türlü kurnazlığa başvursa da aşkın ve doğal gelişimin önüne geçemez. Oyunun sonunda, Arnolf’un kurduğu “cehalet kalesi” yıkılır; Anyes ve Oras kavuşur.

Kocalar Mektebi

Ahmet Vefik Paşa’nın Molière’den çevirdiği 59 sayfalık bu beş perdelik komedi-bale, genç kızların yetiştirilme tarzına dair iki zıt dünya görüşünü pedagojik bir düzlemde karşı karşıya getirir. Eserde Sganarel ve Arist adındaki iki öğretmen kardeş, vasi oldukları genç kızları kendi hayat felsefelerine göre eğitirler; Sganarel, evlenmeyi planladığı İzabel’i dış dünyadan tamamen koparıp katı bir disiplin ve manastır kurallarıyla baskı altında tutarken, Arist ise Leonor’u özgür bırakarak onun sosyal hayata karışmasına ve kendi tercihlerini yapmasına imkân tanır. Oyunun sonunda baskıcı yöntemin başarısızlığı İzabel’in sevgilisi Valer’e kaçmasıyla tescillenirken, hoşgörüyle yetişen Leonor’un vasi Arist ile evlenmeyi gönüllü olarak kabul etmesi, sevgi ve güvene dayalı eğitimin zaferini ilan eder.

c) Tarih Eserleri:

Şecere-i Türki:

Ebulgazi Bahadır Han’ın Şeybaniler ve Orta Asya Türk Tarihi ile Türklerin soyu hakkında bilgiler veren eserini Ahmet Vefik Paşa çevirir. Eser Şinasi’nin çıkardığıTasvir-i Efkar’da tefrika edildi.Eser, Nuh Tufanı’ndan başlayarak Türklerin efsanevi kökenlerini, Orta Asya’daki yayılışlarını, Cengiz Han ve haleflerini, Moğol ve Türk boylarının tarihini detaylı bir şekilde anlatır. Dokuz bölümden oluşur.

Fezleke-i Tarihi Osmani:

Eser tarih ders kitabıdır. Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan (1299) kendi yaşadığı döneme (Sultan Abdülaziz devri) kadar olan süreci kronolojik bir sırayla özetlemiştir. Eser, karmaşık ve ağır bir üslup yerine; öğrencilerin anlayabileceği, net ve didaktik bir dille yazılmıştır. Ahmet Vefik Paşa bu eseri, Maarif Nazırlığı (Eğitim Bakanlığı) yaptığı dönemde bizzat eğitimin kalitesini artırmak için kaleme almıştır. Bu durum, onun sanatçılığı ile devlet adamlığı kimliğinin nasıl iç içe geçtiğini gösteren en güzel örnektir.

Hikmet-i Tarih:

Ahmet Vefik Paşa bu eserinde, insanlık tarihinin gelişim süreçlerini, medeniyetlerin yükseliş ve çöküş nedenlerini teorik bir çerçevede ele alır. Eser, tarihin sadece geçmişi hatırlamak için değil, geleceği inşa etmek için bir “ibret ve tecrübe” kaynağı olduğunu savunur. Bu eser, Tanzimat aydınının “akıl ve hikmet” arayışının tarih alanındaki tezahürüdür.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top